Düşmanımı Güçlü Kıl (Kızılderililer)

2007-04-28 09:14:00

Kızılderililerin beyazlarla olan ilişkisi 16'ıncı yüzyılın başında Normandiyalı, Basklı ve Portekizli armatörlerin Newfoundland (Kanada) açıklarına morina balığı avcılığı yapmak için gelmeleri ve yerlilerle madeni eşya karşılığı kürk almaları biçimindeki değiştokuş ticaretiyle başlar, Kuzey Amerika'daki İspanyol, İngiliz, Hollanda ve Fransız varlığının karmaşık güç ilişkilerinde devam eder, 1753-1763 Fransa-İngiltere ve 1763 Fransız-Kızılderili Savaşı gibi topyekun muharebelerde şekillenir, İç Savaş öncesi Amerikan eyaletleri ile mücadeleye ve İç Savaş sonrası ABD hükümeti karşısındaki nihai yenilgiye varır.

Film karelerinden öğrenilen kahramanlık gösterilerinde yüzlerce kurşunun üzerine gözünü kırpmadan atılan görev adamları, düşsel bir dünyada doğaüstü becerileriyle şahlanan kostümlü kahramanlarına pek sık rastlanır, oysa 'kahramanlık' hikayelerinin ardında çoğu kez halkların acıları uzanır. Yine çoğu kez, bu acılara nüfuz etmek kolay olmaz, çünkü her dönemin 'çağdaş' iletişim kanallarının kalın sis perdesi, o puslu coğrafyadaki cılız sesi duyup da duraksamayan isteksiz ve kuşkucu kulakları kendi yalancı güneşiyle avutur. Kuzey Amerika Kızılderililerin tarihi bir 'kahramanlık' safsatasının değil, en azından bir 'direniş' yolculuğunun tarihidir. 1861'deki İç Savaş'tan sonra son federasyon askerinin de güney eyaletlerinden çekildiği sıralarda, yani beyaz adam toprağa ve tabii üretim güçlerine sahipken, yeni eyalet kanunlarıyla kağıt üzerinde 'özgür' ama gerçet hayatta çulsuz ve perişan olan Afrika kökenlilerin bir parça toprakta bir parça ekmek umuduyla akın akın Batı'ya, Kansas'a göç ettikleri yıllarda Kızılderililer için mengenenin son kertesi de kapanmak üzeredir. Tatanka İyotanka'nın (Oturan Boğa), 19 Temmuz 1881'de, açlık çeken ve donmak üzere olan, çoğu kadın ve çocuk 200 kişiyle birlikte teslim olmasını izleyen yıllar, Kızılderililerin direnişinin bir kıvılcımla parlayıp sonra da ebediyen söndüğü yıllardır.

Büyük nehirdeki uzun yolculuğu gördüm ve ağladım



Yukarıdaki bu mısra, 1931-1932 yılında tehcir yolunda telef olan binlerce Çoktavın söylediği bir türkünün mısrasıdır. 1938-1939 kışında Yerli Bölgesi adındaki (bakınız Tehcir Yasası başlıklı kutucuk) tehcir bölgesine, komşuları Çoktavlar gibi sürülen yaklaşık 14 000 bin Çeroki, içlerinden 4 000 bini soğuk ve açlıktan öldüğünde, o uğursuz 1 600 kilometrelik yolculuğa, Doğu'dan Batı'ya zorla sürülen 90 kızılderili halkın ortak acısının adını koyar; 'Gözyaşı Yolculuğu'. Tehcir bölgeleri için bir örnek verilecekse bunun en iyi örneği Kaliforniya eyaletidir. Eyalette 1849'da 150 binden fazla olan yerli nüfusu 1870'te 30 binden daha aza düşmüştür. Oysa o kampların adı resmi olarak 'koruma' kampıdır, yani 'rezerveyşın' ve yıllarca Fransızca okunuşuyla her yerde bol bol söylenen rezervasyon kampı. Bir de 'isyankarlar' için askeri tehcir kampları vardır, Kızılderili İşleri Müdürlüğü'nün talimatının askeri uygulaması açıktır; kafa dansı yapmak, güneş dansı yapmak gibi ayinleri yapanlara, İngilizce öğrenmemekte veya konuşmamakta ısrar edenlere 10 güne kadar aç bırakma cezası verilmektedir. Madem ki beyaz asker yiyeceği verecektir, o halde Kızılderili ya uygarlaşmalıdır ya da ölmeli...

1940-1960 arası Navaholar için de zorlu yıllardır; bölgelerine (Rio Grande-Büyük Kanyon arası) göçmen Amerikalılar gelmiştir. Bu durumdan doğan anlaşmazlıklar sonucu 1863'te Albay Kit Carson komutasındaki ordu Navahoların üzerine gönderilir. O bölgede toplam mevcudu 8 000 olan Navaholar, New Mexico'ya 300 kilometre yürütülüp askeri tehcir kampında 4 yıl savaş esiri olarak tutulurlar. Ancak nüfuslarının yüzde 25'ini açlık, hastalık ve soğuktan kaybettikten sonra geri dönebileceklerdir.

İsyan kıvılcımından alev denizi çakar



1850'de beş Çakıltaş (Bu kabile kendisini 'Biz İnsanlar' olarak adlandırır, günümüzde tümüyle yok olmuşlardır) kızılderilisi Oregon'da isyan kıvılcımını çakar. Asılmadan önce Kızılderililere 'Misyonerlerimiz size, İsa'nın halkı için öldüğü öğretmedi mi' dendiğinde, Şef Tiloukaikt şöyle cevap verir: 'Evet, şimdi biz de halkımız için ölüyoruz'. Hemen her yerde çakan kıvılcımlar bundan sadece bir yıl sonra Laramie Kalesi'nin önüne 10 000 kıvılcım olarak büyüyecektir; Lakotalar, Şayenler, Arapaholar, Şoşoniler, Kuzgunlar, Asininbuanlar, Beyazbalçıklar, Hidatsalar, Arikaralar... İlk Laramie Kalesi Anlaşması (1951) Lakotaların başı çektiği toplam 12 kabileyle imzalanır. Söz uçar yazı kalır denir ama beyaz adamın yazısının mürekkebi daha kağıda değmeden uçar. Kaliforniya'nın, köleliğin yasak olduğu Federasyon eyaletlerine katılmasından hemen sonra 1949'da ilk Altına Hücum devri başlar. Gelgelelim eyalet, 1950 Uzlaşma Yasası olarak da bilenen Kaçak Köleler Yasası ile aslında köleliği fiilen meşru kılar. Bu yasa daha sonra bölgedeki Kızılderililerin köleleştirilmesini sağlayacaktır. Bölgede sayısı iki yüze yaklaşan Kızılderili halkından yüze yakınından 500 reisle toplam 18 anlaşma yapılmıştır (16'sı 1951'de, ikisi de 1952'de). Bu 18 anlaşma Kızılderililere sadece 35 bin kilometrekarelik bir alan bırakır. Bu anlaşmalara daha sonra ne eyalet ne de federal hükümet uyar. Üstelik anlaşma yapılmayan yaklaşık 90 kadar kabile sonraları 'mevcudu tükendi' olarak anılacaktır. Yerine getirilmeyen anlaşmalara imza atıp atmamış olmak ne fark eder? Altına Hücum dönemiyle başlayan kıyım süreci sonucunda 1890'a gelindiğinde, bölgedeki Kızılderililerin baştaki 150-200 bin nüfusu 15 bine kadar düşmüştür. Bunu sadece rakamdan mı ibaret sayacaksınız?

1851'deki ilk Laramie anlaşmasına imza koyanlardan biri olan Yanıkten (bir Lakota klanı) Şefi Fetheden Ayı, Mormonlar'a ait bir ineği öldüren Lakota'yı almaya gelen Laramie Kalesi askerleri tarafından Ağustos 1854'te vurulur. Teğmen John Gratten, öldüren ineğin yerine Laramie Kalesi Anlaşması uyarınca inek vermek isteyen şefi dinlemeyip illa da Kızılderiliyi almak istemektedir. Şef, buna karşı çıkınca vurulmuştur. Lakotaların karşı ateşinde askerlerden sadece biri sağ kalır. Bunun üzerine Savaş Bakanlığı tarafından gönderilen Albay William Harney'nin (daha sonra General olacaktır) intikam ordusu, civardaki yaklaşık 5 000 Yanıkten ve Ogalalayı (ikisi de Lakota klanıdır) aramaya başlar. Ash Hallow'da ilk rastladıkları köyü basıp 86 kişiyi öldürürler, bunlardan 70'i kadın ve çocuktur. Beyaz adam, karşısında savaşçı bulamıyorsa en azından kadın ve çocukları öldürmek konusunda çok deneyimli olduğunu kıtaya ilk kez ayak bastığı yıllardan itibaren göstermiştir. Bu katliamdan kurtulanlardan biri daha sonra büyük bir Ogalala şefi olarak anılacak olan Kızıl Bulut'tur. Kızıl Bulut, 1866-1888 tarihleri arasında Amerikan güçlerine karşı en başarılı çatışmaları gerçekleştiren savaşçı ve önderdir. Onun liderliğindeki akınlarda, bir savaş şefi olan Çılgın At'ın adı, hem savaş meydanındaki olağanüstü mahareti ve cesareti hem de Lakota halkının geleneklerine sıkı sıkıya bağlı yaşamasıyla efsaneleşecektir. Kızıl Bulut, yerleşimciler ve madenciler Bozeman Geçidi'ni kullanarak Wyoming topraklarına daha rahat akabilsinler diye inşa edilen üç kaleye birden iki yıl boyunca yaptığı akınlarla ve çeşitli mevkilerdeki çatışmaları kazanmasıyla Amerikan hükümetini İkinci Laramie Anlaşması'na (1868) zorlamıştır. Amerikan hükümeti üç kalenin ikisini yıkmış, bir diğerini boşaltmıştır. Amerikan hükümetine karşı savaş yürütüp başarılı olan ilk ve tek Kızılderili şefi odur.

Kazanılan son meydan savaşı



İkinci Laramie Anlaşmasından bir yıl önce, 1867'de, İç Savaş'ın bitişinin hemen ertesinde, binlerce yerleşimci Batı'ya doğru yola çıkmışken, ovalara barış getireceğini söyleyen Batı Orduları Komutanı General Sheridan da bufaloları avlamaya başlar, avlağı kurutunca Kızılderilileri bölgeden çıkarmanın daha kolay olacağını düşünmektedir. Aynı yıl, 'Tabip Yeri Deresi' denilen bir yerde (Kansas) Kiovalar, Komançiler, Apaçiler, Şayenler, Arapaholar ve daha niceleri barışı konuşmak için Kongre'nin görevlendirdiği komisyonla otururlar. Üç haftalık görüşmelerden sonra Kızıl Nehir'in güney ve kuzeyindeki yerleşim bölgeleri üzerinde uzlaşılır ve katılımcı kabileler imza atar. Demiryolunun ve beyaz yerleşimcilerin gelmeyeceğine, askeri karakolun uzak mevkide kurulacağı gibi maddeler üzerinde anlaşılır. Bundan bir yıl sonrası ise General Sheridan'ın görevlendirdiği General Custer'ın (tümgeneral) bir Şayen köyünde 100'den fazla erkek, kadın ve çocuğu da katlettiği yıl olur. Anlaşma koşullarını hiçe sayan hükümetin marifetiyle 1974'te, General Custer, Lakotaların kutsal saydığı Karatepeler'de askeri güzergah ve kale mevki için keşfe çıkar. Keşif birliğindeki iki 'madencinin' altın keşfetmesi ise bu kutsal topraklara beyazların akınını başlatacaktır. 1874-1875'te Tabip Yeri Anlaşması'na aykırı olarak başlayan beyaz yerleşimci ve asker istilasına karşı süregelen pek çok çarpışma Kızıl Nehir Savaşı olarak anılır. 1875'te federal hükümet Karadağlar için Lakotalar'a 6 milyon dolar önerir. Lakotalar 1868 Laramie Kalesi Anlaşması'na bağlı kalacaklarını söyleyerek teklifi reddeder. Bunun üzerine General Goerge Crook, General Alfred Terry ve Albay John Gibbon Lakotalar'ın üzerine gönderilir. Terry komutasındaki General Custer önce davranır, birliklerini ikiye böler ve Lakotaların ana kampına saldırmak üzere harekete geçer. Küçük Büyükboynuz Nehri'nde Lakota, Şayen ve Arapaho savaşçılarıyla karşı karşıya gelir. Tek bir askerin sağ kurtulduğu, yıldırım hızında bir çarpışma olur. Kızılderili kadınlar askerlerin cesetlerinin kol, baş ve bacaklarını koparırlar, öteki dünyada bütün halde dolaşamasınlar, dönüp tekrar savaşamasınlar diye... General Custer'ın cesedinin kulağına iğne sokarlar, daha iyi duysun diye: 'Sana söylememiş miydik Custer? Bir daha geldiğinde bebeklerimizin intikamını alacağız diye?' Sadece bir askerin öteki dünyaya bütün olarak gitmesine izin verirler; yerde bir asker yatmaktadır, borazanı sımsıkı kavramış olan kopuk kolu hala diğer elindedir, üstünde bufalo postu... Yüzülen kafa derisinin yerinde at kılından peruk vardır, gücünü öteki dünyaya taşısın diye...

Ne diyordu Beş Ulus'un (İrokua da denir; Dere Ulusu, Çeroki, Çiksav, Çoktav, Seminole) anayasasında? 'Toprak, bir uçtan bir uca, orada oturan insanların mülküdür. Ongwehonweh (bir yerin asıl halkı), sahiplenip yerleştikleri toprağın doğuştan sahibidir ve başka hiç kimse topraklarını onlardan alamaz. Bu yasa çok eski zamanlardan kalmadır. Yüce Yaratıcı bizi aynı kandan ve aynı topraktan yarattı. Farklı diller farklı ulusları oluşturduğundan, Yaratıcı farklı avlanma bölgeleri saptayıp aralarına sınır çekti. Yabancı ulustan biri Beş Ulus topraklarına gelip iltica etmek ve yerleşmek isterse, başvurduğu ulusun reisleri konukseverlikle yaklaşır ve onu ulusun üyesi yapar. Bu durumda o, aşağıda sayılanlar dışında her konuda ulusun diğer üyeleriyle eşit hak ve imtiyazlara sahip kabul edilir. Siyah boncuklardan yapılmış bir vampum kemeri (erguvan ve beyaz renkteki boncuk) kemeri, beş savaş reisinin silaha sarılma ve adamlarıyla işgale karşı direnme yetkisini simgeler. Böyle bir savaş, toprakları savunma savaşı olarak adlandırılır.' Evet, savaşlar kaybedilebilir ama bazılarının hikayeleri onurlarıyla birlikte hatırlanır.


TEHCİR YASASI




Amerikan hükümeti, 1820'lerde kızılderilileri, kendi belirlediği bölgelerde (rezervasyon kampları) yaşamaya zorlamaya başladı. 1824'te Kızılderili İşleri Müdürlüğü kuruldu ve aynı yıl ABD ordusu Oklahoma'da Kızıl Nehir'de Towson Kalesi ve Arkansas Nehri'nde Gibson Kalesi gibi ileri karakollar kurarak Çeroki ve Çoktav kabilelerini Güneydoğu'dan çıkarıp Mississippi'nin batısındaki yeni Yerli Bölgesi'ne gitmelerini sağlama görevini üstlendi. 1830'da Kızılderili Tehcir Yasası (The Indian Removal Act) Başkan Andrew Jackson'ın ateşli mücadelesi sonucunda Kongre'den geçti. Buna göre Doğu'daki bütün kabileler yurtlarını bırakıp Batı'da onlara ayrılmış olan topraklara yerleşecekti. İlerleyen yıllarda bütün kabileler, topraklarını, bulunduklar eyaletlere bırakan anlaşmalara imza koymak zorun kaldılar ve şu ya da bu şekilde toplama bölgelerine sürüldüler. Bunların öncesinde Johnson-M'Intosh (1823), Çeroki-Georgia Eyaleti (1831) ve Worcester-Georgia Eyaleti (1831) davaları önemlidir. Bu davalarda hukuki olarak ortaya çıkan en önemli sonuç Çerokilerin bir etnik halk olarak kabul edilmesi ve Georgia Eyaleti yasalarının Çeroki bölgesinde geçerli olamayacağının tescil edilmesidir. Elbette bu kararlar Başkan Andrew Jackson ve orduyu durdurmamıştır. Başkan Jackson ve Cumhuriyetçiler Kongre'yi ele geçirip 'Tehcir!' diye bağırırlarken, milli kahraman olarak saygı gören Tennessee delegesi Davy Crockett'in siyasi hayatı, Çerokileri desteklediğinden dolayı bitirilir.

Davy Crockett şöyle diyecektir: 'Dürüst olup lanetlenmeyi, ikiyüzlü olup sonsuza kadar anılmaya yeğlerim'.

Sonuçta 200'e yakın kabileden 90'ı Yerli Bölgesi olarak adlandırılan (bugünkü Kansas ve Oklahoma) bölgeye sürülmüştür.


KİM HANGİ SİLAHI KULLANDI?




Kızılderililer Amerikan ordusuna karşı sadece ok, yay ve mızrakla mı karşı koydular? Elbette hayır. Ancak 'tüfek kullandılar' dersek de büyük bir hata yaparız. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Filmlere inanmayın. 1870'lere kadar Kızılderililer tüfeği etkin bir biçimde kullanamamışlardır. Tüfekleri, büyük çoğunlukla yerleşimcilere veya askerlere verdikleri baskınlardan ele geçirebildikleriyle kısmen kürk avcılarından aldıkları tüfeklerdir. Yani deyim yerindeyse, ana silahları ok haricinde tek tük 'ikinci el' tüfek kullanmışlardır. Üstelik Amerikan ordusunun artık ağır makineliler kullanmaya başladığı 1870'li yıllardan sonra bile ok ve yay savaş alanından büsbütün silinmemiştir. Ancak tüfek deyip geçmemek gerek. Amerikan ordusu iki tip tüfek kullanmıştır; seri atışlı Spencer, Winchester ve Henry ile tek atışlı Springfield. Ordu bir dönem seri atışlı Spencer'ı kullanmış daha sonra Springfield'e geçmiştir. Bu tüfek uzun yıllar Kızılderili savaşlarında ordunun ana silahı olmuştur. Bunun tek bir nedeni vardır; menzil. Seri atışlı tüfeklerin menzili tek atışlı Springfield'ın öldürücü menzilinden kısadır. Kızılderililerin seri atışlı tüfekleri ancak İç Savaş sonrasında geniş kapsamlı olarak kullanmaya başlamışlardır (savaş bitince ordu elde kalan tüfekleri silah tüccarlarına vermiştir). Şu örneği vermek yerinde olacak. Küçük Büyükboynuz Savaşı'ndan önce bir yıl süren çatışmalara topluca verilen ad olarak Kızıl Nehir Savaşı (1874-1875) üzerine Teksas Tarih Komisyonu'nun 1998'deki resmi verileri şunu ortaya koyuyor: Ordu, adı geçen savaşta 72 mm'lik Parrot topunun yanısıra dakikada 300 atış yapabilen Gatling makinelisini ilk kez kullanmıştır. Askerleride uzun menzilli ve tek atışlı Springfield tüfekleri varken, Kızılderililerin silahı ağırlıklı olarak kısa menzilli ve seri atışlı tüfek ile ok ve yaydır.



EFSANE ŞEFLER VE ÖZLÜ SÖZLERİ




'İnsanlarım beyazlardan ne kadar uzak durursa içim o kadar rahat olacak. Sizin, insanlarıma okuma ve yazma öğretmenizi istiyorum ama yaşam biçimleri beyazlar gibi olmamalı, beyaz adam kötü kalpli, kötü bir hayatı var. Bir beyaz adam gibi yaşamaktansa bir kızılderili olarak ölmeyi yeğlerim.'

Lakota (Siu) şefi Oturan Boğa (Tatanka İyotanka)


'Beyazların dili, yanlış görünen doğru bir şey ve doğru görünen yanlış bir şey yaptıklarında nasıl da yumuşuyor.'

Seuk Şefi Kara Şahin (Makataimeshekiakiak)


'Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur. O halde havayı, denizleri, dünyayı da satın! Kutsal Ruh bu dünyayı, biz çocuklarına bağışlamadı mı?'

Şavni Şefi Tecumseh


'Özgür bir adam, bir yere kapatılıp, istediği yere gitme özgürlüğünden mahrum edilmekten memnun olacağını beklerseniz nehirlerin tersine akmasını da bekleyebilirsiniz.'

Nimipu (Nez Perce) Şefi Şef Joseph (Hinmahtooyahlatkek, Amerikan basını ona Kızıl Napolyon demiştir)


'Biz zengin olmak istemiyoruz, barış ve huzur istiyoruz. (1875'te Karadağlar için önerilen 6 milyon dolardan sonra söylemiştir)


'Neden bize, bizi soymaktan ve elimizdekileri almaktan başka bir şey yapmayan hükümet temsilcileri gönderiyorsunuz?'

Ogalala-Lakota Şefi Kızıl Bulut (MakhpiyaLuta)



HİKARİYA APAÇİLERİNİN BİR EFSANESİ: ATEŞİN KÖKENİ



Eski zamanlarda ağaçlar konuşurdu. İnsanlar, ateşleri olmadığından, ağaçları yakamazdı. Ateş, sonunda tilki sayesinde bulundu. Bir gün tilki, onlar gibi ses çıkarmayı öğrenmek için kazların yanına gitmişti. Kazlar bunu tilkiye öğreteceklerini söylediler, fakat bunun için onlarla birlikte uçması gerekiyordu. Tilkiye uçması için kanat verdiler ve uçarken gözlerini açmamasını tembihlediler. Kazlar havalanınca, tilki de onlarla beraber uçtu. Karanlık çöktüğü sırada ateşböceklerinin yaşadığı çitle çevrili bir yerin üzerinden geçiyorlardı. Ateşböceklerinin parıldayan ışıkları gözkapaklarından içeri sızınca, tilki gözlerini açıverdi. Birden kanatları onu taşımaz olmuştu. Çitlerin arasına, ateşböceği yuvalarının olduğu yere düştü. Tilki, ne olduğuna bakmaya gelen iki ateşböceğine, çitlerin dışına nasıl çıkabileceğini söylemeleri için ardıç yemişinden birer kolye verdi. Ateşböcekleri de tilkiye, emir verilince, çitlerden geçmek isteyenlere eğilip yardım eden bir sedir ağacı gösterdi. Akşam olunca tilki, ateşböceklerinin su içtiği pınara gitti. Orada boya yapmaya yarayan bir renkli toprak buldu. Bununla kendini beyaza boyadı. Ateşböceklerinin yanına döndüğünde, bir şölen vermeleri gerektiğini söyledi. Dans edip eğlenmeliydiler, Üstelik onlara bir davul da yapacaktı. Ateşböcekleri tilkinin önerisini kabul edip, büyük bir şölen ateşi yakmak için odun toplamaya koyuldular. Topladıkları odunları kendi korlarıyla tutuşturdular. Şölen başlamadan önce, tilki, kuyruğuna sedir kabuğu şeritleri bağladı. Sonra da o güne kadar görülmemiş bir davul yaptı. Davulu çalmaya başladı, çalmaktan sıkılınca da ateşböceklerinden birine verdi. Ateşin yanına geçip oturdu. Kuyruğunu da ateşin içine soktu. 'Ben bir büyücüyüm' dedi tilki, 'benim kuyruğum yanmaz.' Yine de gözünü kuyruğundan ayırmadı. Kuyruğuna bağladığı sedir kabukları iyice tutuşunca, 'Burası amma da sıcakmış, yol verin de serin bir yere gideyim' dedi. Tilki kuyruğunda ateşle kaçarken, ateşböcekleri 'Dur, yolu bilmiyorsun, geri dön' diye bağırıyorlardı. Tilkiyse 'Eğil ağacım, eğil' diyerek dosdoğru sedir ağacına koştu. Ağaç eğilip onu çitin diğer tarafına geçirdi. Çalılar ve ağaçlar, tilkinin kuyruğundaki sedir kabuklarından sıçrayan kıvılcımlarla tutuşup yanmaya başlamıştı. Yangın hızla dünyaya yayıldı. Tilki koşmaktan yorulunca, ateşi şahine verdi. Şahin de ateşi bir süre taşıdıktan sonra kızıl turnaya verdi. Turna güneye doğru uçtu, fakat ulaşamadığı bir ağaç kaldı. Bu ağaç günümüzde de yanmaz. (Hirakiya Apaçilerinin dilinde bu ağacın bir adı yoktur.) Ateşböcekleri tilkiyi inine kadar takip etmişti. Tilkiye, ateşi onlardan çalıp dünyaya yaydığı için, ceza olarak onu asla kullanamayacağını söylediler.


KAFA DERİSİ YÜZMEK




Beyazlar kafa derisi yüzen Kızılderilileri 'vahşi' olmakla suçlar. Bir de işin diğer tarafına bakalım. BirKızılderili savaşçısı için düşman 'aşağı' değildir. Öldürdüğü hasmının kafa derisini yüzen Kızılderili, hasmının 'gücünü' aldığına inanır.

Kara Ağızlar ve Köpek Askerler




Yanak ve çenelerini siyaha boyayan Şayenlerin Kara Ağızlar'ı ve Lakotaların Köpek Askerler'i en ünlüleriydi. Köpek Askerler, kabilenin en son savunma hattını oluşturduğundan dolayı çok saygı görüyordu. Ucu yerde sürünen bir kuşak ve kutsal bir ok taşıyorlardı. Yalnızca üyelerinin söyledikleri ve sadece ölümle yüzyüze gelindiğinde söylenebilen bir şarkıları vardı. Ölümü hiçe sayan savaşçılardı.

1011
0
0
Yorum Yaz