Osman Gazi'nin Mirası

2007-04-25 18:12:00

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey vefat edip Bursa'da defnedildikten sonra devlet büyükleri, oğulları ve Edebalı'nın oğlu da söylenen Ahi Hasan isimli mübarek zat toplanıp mirası hesapladılar. Koca Osman Bey'den geriye birkaç at, bir kat elbise, bir çift çizme, eyer takımı, tuzluk, kaşıklık ve yüz kadar koyunla birkaç çift de öküz kalmıştı. Osman Bey'in hiç parası yoktu. Orhan Bey'in ağabeyi olan Aladdin Paşa. "Atlar hükümdara kalır, koyunlar devlet malı olur; geride birşey yok ki paylaşalım!" diyerek işi kolayca çözüme kavuşturuverdi. Bu miras paylaşımını bir de ünlü Osmanlı Tarihçisi Aşık Paşa'dan dinleyelim: "Babası ölünce Orhan Gazi, kardeşi Alaaddin'le bir araya geldi. İşin gereği ne ise gördüler. O zamanın mübarek zatlarından Ahi Hasan'ın Bursa hisarında bulunan ve saraya yakın olan tekkesinde zamanın büyükleriyle birlikte toplandılar. Osman'ın malı olup olmadığını sordular. Baktılar ki, yalnızca fetholunmuş ülkeler var, Akçe ve altın mevcud değil. Osman Gazi'nin yenice bir elbisesi, atın yanına asılan bir torbası, tuzluğu, kaşıklığı, çizmesi, iyice birkaç at, birkaç sürü koyunu, birkaç çift de öküzü vardı. Başka birşeyi yoktu. Orhan Gazi Ağabeyine sordu: - Sen ne dersin? - Kardaş! Padişaha iş görmek için at gerektir. Koyunlar da Padişah şöleninin gerektirdiği şeydir. Bölüşecek başka neyimiz var ki bölüşelim? - Öyle ise gel, sen Padişah ol! - Kardaş! Babamızın duası ve himmeti seninledür. Anın için ki, kendi zamanında askeri senin yanına vermişti. Şimdi Padişahlık dahi senin hakkındır! Alaaddin Paşa yanındakilere bakmış idi ki, zamanın büyükleri de söyledikleri de söylediklerini uygun buldular. Alaaddin Paşa yalnızca küçük bir köy diledi, Orhan da istediği köyü verdi." Ne diyelim?   Anlayana sivri sinek saz, anlamayana kıssalar da hisseler de az!..... Devamı

İlk Osmanlı Kanunu

2007-04-25 18:11:00

Oğlu Orhan'a, "Gönül kerestesiyle bir Yenişehir ve Pazar yap" diye vasiyet eden Osman Gazi, Yenişehir'in alınmasından sonra orada kurulan pazaryerini dolaşıyordu ki, Germiyan taraflarından gelen bir adam yanına gelerek şöyle seslendi: "- Beyim, beyim! Yenişehir'in pazar bac'ını bana satın!.." Osman Bey şaşırmıştı; sordu: "- Bac nedir be adam?" "- Yani ki beyim, pazara her kim mal getirirse ondan akçe alayım!.." "- Pazara gelenlerden alacağın mı vardır ki onlardan akçe alacaksın?" "- Beyim! Bu töredir ki, ezelden beri bütün ülkelerde böyledir. Ben alır size veririm, siz de emeğimin karşılığını bana verirsiniz!" "- Bir kişinin kazandığı başkasının olur mu be adam? Ben onun malına ne koydum ki akçesini alayım? Var git yanımdan da zararım dokunmasın!" Adam yardım uman bakışlarla etrafındakileri süzerken onlar durumu Osman Bey'e anlattılar. Günümüzde belediyelerin pazarcılardan "işgaliye bedeli" adıyla aldıkları vergi o zamanlarda da alınıyordu ve Osman Bey'in başına gelen bu olay konuyla ilgili bir kanunun çıkmasına sebep oldu: "Pazara bir yük getirip satan herkes iki akçe versin. Satamazsa, birşey vermesin!" Osmanlılarda, atlı askerlere mülk olarak arazi veriliyordu ve bu araziye "Tımar" deniyordu. Tımar sahipleri belli sayıda asker beslemek ve savaş zamanlarında askerleriyle birlikte orduya katılmak zorundaydılar. Daha sonra, yukarıda sözünü ettiğimiz kanun maddesine, tımarla ilgili olarak şöyle bir hüküm eklendi: "Ve dahi her kimse tımar versem, elinden sebepsiz yere alınmaya. O kişi ölürse, tımarı oğluna versinler. Oğlan küçük ise, sefer vaktinde hizmetkârları onun yerine sefere gitsin. Ta ki oğlan sefere gidecek yaşa gelene kadar... Ve her kim bu kanuna uyarsa, Allah ondan razı olsun." Devamı

Sultan Alparslan

2007-04-25 18:09:00

Bizans İmparatoru Romen Diyojen 200 - 250 bin kişilik ordusuyla Selçuklu Türkleri'nin üzerine yürürken Sultan Alparslan 50 bin kişilik ordusuyla O'nu karşılamaya hazırlanıyordu. Alparslan, aralarında ünlü komutanlarından Sav Tekin'in de bulunduğu elçilerini barış görüşmeleri için İmparator'a gönderdi. İmparator, sayıca çok ve silah üstünlüğüne sahip olan ordusuna güveniyor, Türk - İslam toprakları üzerine hayallar kuruyordu. Sordu: R. DİYOJEN: Söyleyin bakalım; sizin şehirlerinizden İsfehan mı daha güzeldir yoksa Hemedan mı? SAV TEKİN: İsfehan! R. DİYOJEN: Güzel... Zaten Hemedan'ın soğuk olduğunu öğrenmiştik.Biz İsfehan'da, atlarımız da Hemedan'da kışlar! SAV TEKİN: Atlarınızın Hemedan'da kışlayacağından emin olabilirsiniz İmparator ama, sizin nerede kışlayacağınızı bilemem! Bu durumda savaş kaçınılmaz olmuştu. Alparslan'ın Buharalı imamı Ebu Cafer O'na şu sözlerle moral verdi: "Ey Sultan! Sen, Allah'ın başka dinlere zafer vaadeylediği İslamiyet uğruna cihad yapıyorsun.Bütün Müslümanların mimberlerde sana dua edeceği cuma günü savaşa giriş. Ben, Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum." Gerçekten de zamanın İslam Halifesi, bütün camilerde okunmak üzere bir hutbe ve dua metni hazırlamıştı. Halife duasında şöyle diyordu: "Allah'ım!.. İslam'ın sancaklarını yükseltmek için hayatını esirgemeyen mücahidlerini yalnız bırakma. Alparslan'ı muzaffer kıl ve askerlerini meleklerinle güçlendir." Cuma namazından sonra secdeye kapanan Alparslan şöyle dua etti: "Ya Rabbi!.. Seni kendime vekil tayin ediyor, büyüklüğün karşısında yüzümü yere seriyor ve Senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah'ım! Niyettim halistir, bana yardım et, Sözlerimde yalan varsa; beni kahret!" Sonra askerlerine döndü ve onlara da şöyle seslendi: "Burada Allah'tan başka sultan yoktur; emir ve kader O'nun elindedir. Bu sebeple, benimle birlikte savaşmakta ya da benden ayrılmakta serbestsiniz!" Askerler, göklerde yankılar yapan bir haykı... Devamı

Tuğrul Bey ve Baba Tahir

2007-04-25 18:07:00

Selçuklu Türklerinin "Var olup yok olma savaşı" diye adlandırılan Dandanakan Zaferi'nden sonra Tuğrul Bey Hemedan şehrine giriyordu. Orada, abdest almakta olan devrin evliyasından Baba Tahir'le karşılaştı. B. TAHİR: Ey Türk! Allah'ın kullarına ne yapmak istiyorsun? T. BEY: Ne emredersen! B. TAHİR: Muhakkak ki Allah adalet ve ihsan yapmayı emreder. Onun için Allah'ın emrini yap! T. BEY: Öyle yapacağım Bu konuşmadan sonra Baba Tahir Tuğrul Bey'in elinden tuttu,abdest aldığı ıbrığın kapağını çıkarıp halkalı yerinden O'nun parmağına taktı ve şöyle söyledi: "- Dünya ülkelerini işte bunun gibi senin eline koydum; adalet üzere ol!.." Tuğrul Bey bu halkayı daima yanında taşıdı ve katıldığı savaşlarda parmağına takmayı ihmal etmedi. "Kendine saray yapıp da yanına bir cami inşa etmezsem Allah'tan utanırım!"(Tuğrul Bey) Devamı

Orhun Abideleri Ve Bilge Kağan

2007-04-23 16:48:00

Göktürkler'in "Kutluk Devri" denen üçüncü ve son devirlerinden kalma abide niteliğindeki taş kitabeler Türk dili ve edebiyatının ilk yazılı metinleri ve Türk tarihinin en eski Türkçe belgeleridir. Bugünkü Moğolistan'da; Hangan Dağları'nın kuzeyindeki Koşu Çaydam bölgesinde, eski Türk başkenti Ötüken'e yakın, Orhun ırmağının eski yatağı kenarına dikilmiş oldukları için ırmağın adı bu abidelere de isim olmuştur. Vezir Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adına dikilen abidelere adeta eski Türk tarihi yazılmış ve ölümsüz bir belge olarak günümüze kadar gelmiştir. Bilge Kağan, 716 - 734 yılları arasında 18 yıl Türk Devleti'ni idare etmiş olan devlet adamıdır. İlteriş Kağan'ın oğlu, Kapgan Kağan'ın yeğeni, Kül Tigin'in ağabeyi ve Tonyukuk'un damadıdır. Ölümünden sonra Bilge Kağan adına dikilen abidede Göktürklerin Bumin ve İstemi Kağan zamanlarındaki güçlü devirleri, sonra Çin'e nasıl esir oldukları, sonra Çin'e nasıl esir oldukları, Çin esaretinden kurtuluşları ve savaşları anlatılmakta, Bilge Kağan adeta karşımıza geçip konuşmaktadır. İşte O'nun konuşmasından bir bölüm: "- Ben Türk Bilge Kağan!.. Bilhassa küçük kardeşim, yeğenim, oğlum ve bütün soylu milletim! Güneydaki Şadapıt Beyleri, kuzeydeki Tarkanlar, Buyruk Beyleri! Otuz Tatar, Dokuz Oğuz Beyleri, halkım... Bu sözleri iyice işit, sağlamca dinle!.. Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, Kuzeyde gece ortasına kadar hep milletler bana bağlıdır. Bunca milleti hep düzene soktum, ilerlettim. Doğuda Şantung Ovası'na kadar ordu sevkettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar sefer ettim, Tibet'e erişmeme az kaldı. Batıda inci Nehri'ni geçerek Demirkapı'ya, Kuzeyde Yir Bayurku Yeri'ne kadar ordu sevkettim. Bunca yerlere kadar gittim. İl tutacak yer yalnızca Ötüken Yaylası imiş. Ötüken'de oturup Çin milleti ile anlaştım. Çin Kağanı altını, gümüşü, ipeği sıkıntısız, öylece gönderiyor. Yalnız şunu anladım ki, ... Devamı